
Samed Aydın SUN/KAYSERİ, (DHA)- KAYSERİ’de 3,5 yaşında geçirdiği boyun tutulması sonrası his kaybı teşhisi konulan Zeynep Ebrar İşleyen (12), ameliyat olup aldığı ışın ve kemoterapiler sonrası hastalığı yendi. 8 ay önce hastalığı yeniden nükseden İşleyen, bu süreçte sağ kolunu kullanamaz hale geldi. Zeynep Ebrar İşleyen, bir kez daha ışın ve kemoterapi aldı ve hastalığını ikinci kez yenmeyi başardı.
Sivas’ın Gürün ilçesinde yaşayan Bülent ve Sevda çiftinin 2 çocuğundan en küçüğü olan Zeynep Ebrar İşleyen’in, 3,5 yaşında geçirdiği boyun tutulması sonrası Erciyes Üniversitesi’nde (ERÜ) beyin sapından ameliyat olması gerektiği tespit edildi. İşleyen, Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde dünyanın önde gelen bilim insanlarından Prof. Dr. Gazi Yaşargil ve öğrencisi Prof. Dr. Uğur Türe tarafından 10 saat süren riskli bir ameliyat edildi. Ardından Zeynep Ebrar İşleyen, Cerrahpaşa Üniversitesi’nde radyoterapi ve ışın tedavisi almaya başladı. Ailesi ile Kayseri’ye taşınan İşleyen, ERÜ KANKA Hastanesi’nde aldığı kemoterapi ile hastalığı yendi. Zeynep Ebrar İşleyen, 9 yıl sonra Eylül 2025’te yeniden his kaybı, yürüme güçlüğü ve saçını tarayamama ve baş ağrısı şikayetleri ile yeniden hastaneye başvurdu.
‘PEMBE PARTİSİ’ DÜZENLENECEK
8 ay önce yeniden tedaviye başlayan ve tekerlekli sandalye ile hayatını devam ettiren İşleyen, bu süreçte sağ kolunu ve bacağının bir kısmını kullanamaz hale geldi. ERÜ KANKA Hastanesi’ne bir kez daha ışın ve kemoterapi alan Zeynep Ebrar İşleyen, bu hastalığı ‘Ela’ isimli oyuncak bebeği ile kurduğu arkadaşlıkla ikinci kez yenmeyi başardı. İşleyen ve ailesi yaşadığı mücadelenin örnek olması adına gelecek ay doğum gününde en sevdiği renk olan pembeye özel olarak Kayseri Büyükşehir Belediyesi Besime Özderici Engelsiz Yaşam Merkezi’nde hocaları ve arkadaşları ile ‘pembe partisi’ düzenleyerek tüm hastalara umut olmayı planlıyor. Zeynep Ebrar, yaşadığı tüm bu zorlukları bir kitap haline getirmeye hazırlanıyor.
‘AKSAYARAK YÜRÜYORDUM’
Yaşadığı süreci anlatan Zeynep Ebrar İşleyen, “3,5 yaşındayken başım ağrıyordu. Işın, kemoterapi ile Gazi Yaşargil Hocaya ameliyat oldum. 3,5 yaşındayken, bir keresinde ışın alınan yere ablaların yanına gittiğimizde oyuncaklarımı da götürdüğümü ve İstanbul’da olan ameliyatlarımı hatırlıyorum. Kaldığımız misafirhanede oyun odası vardı orada oyun oynuyordum. Ablalar bizimle oynuyordu. Film izliyorduk. Baş ağrılarım oluyordu. Annemlerin dediğine göre bayılıyormuşum. Küçüklükten bunları hatırlıyorum. His kaybım başladı. Aksayarak yürüyordum. Sonra elimi kullanamamaya başladım. Elimi kaldırıp saçımı bağlayamıyordum. Başım ağrıyordu. Yazı yazamıyordum. Koşamıyordum. Hatta 1-2 sefer az kalsın düşecektim” diye konuştu.
‘MUTFAKTA PASTA YAPMAYI ÇOK ÖZLEDİM’
Annesinin moral olması amacıyla zaman zaman okuluna da götürdüğünü anlatan İşleyen, “Bu süreçte, piyona çalıyordum, koşuyordum, resim yapıyordum ama şu an yapamıyorum ve bunları yapmayı çok özledim. En çok mutfakta pasta yapmayı özledim. Bu rahatsızlığı geçirmeden önce okulda koşuyordum, oynuyordum. Yazı yazıyordum. Bir günüm böyle geçiyordu. Hastalık sürecinde, koşamadım. Yazı yazamadım, resim yapamadım. Doğru düzgün yürüyemedim. Oyun oynayamadım. Piyona çalamadım. Kemoterapi ve ışın aldım. Bu süreçte arkadaşlarımı, öğretmenlerimi göremedim. Okula gidemedim. Onları çok özledim. 7 aydır okula gitmiyorum. Annem arada bana moral olsun diye okula götürüyor. Okula gidince, beni seviyorlar. ‘Hoş geldin’ diyorlar. Evde ne yaptığımı soruyorlar” ifadelerini kullandı.
‘MASKE TAKTIĞIM ZAMAN CANIM SIKILIYORDU’
Yaşadığı zorluklardan da bahseden Zeynep Ebrar İşleyen, şöyle konuştu:
“Hastalık sürecinde zaman zaman moralim bozuluyordu. Kendimi tutmaya çalışıyordum ama tutamıyordum. Hiç iyileşemeyeceğimi zannediyordum. Moralim bozuluyordu. Maske taktığım zaman canım sıkılıyordu. İnsanların hiçbirinde maske yok ama kendimde olduğunu görünce moralim bozuluyordu. Bu süreçte beni rahatsız eden şeyler olmadı. Aksine çevremdeki insanlar bana destek çıktılar. Bu süreci annem, babam ve ağabeyim Taha ile yendim. Onlarla konuşarak, içimdekini paylaşarak yendim. Ben çok şanslı bir çocuğum. Annem babam benimle ilgileniyor. Her anne, baba çocuğunu sever ama benim annem ve babam beni biraz daha fazla seviyor.”
‘BU HASTALIK BANA GÜÇLÜ OLMAYI ÖĞRETTİ’
‘Ela’ isimli oyuncak bebeğinin verdiği gücün önemine de vurgu yapan İşleyen, “Bu süreçte babam bana bir tane oyun arkadaşı aldı. Ben o zaman 1-2 günlüğüne hastanede yatıyordum. Babam bebeği hastaneye getirdi. Orada bebeğin açılımını yaptık. Bebek gerçekten hastanede doğmuş oldu. Adını da 'Ela' koydum. Bu süreçte onunla beraberdim. Ela oyuncak bir bebek ama kimliği bile var. Hastaneden çıktıktan sonra annemle Ela'ya bir şeyler dikmek için annem kumaşçıya gidip bana kumaş aldı. Ona kundak ve ana kucağı diktik. Şimdi ona battaniye örüyorum. Bu hastalık bana güçlü olmayı, ne olursa olsun mutlu olmayı, kendimize güvenmeyi, asla moralimizi bozmamamız gerektiğini öğretti. Artık iyileşmeye başladığım için mayıs ayında doğum günümde pembe partisi yapacağız” dedi.
‘KENDİNİZE KARŞI GÜVENİNİZİ KAYBETMEYİN’
En sevdiği rengin pembe olduğu için böyle bir şey planladıklarını da anlatan Zeynep Ebrar İşleyen, şöyle konuştu:
“Partide herkes pembe giyecek. Kurumdaki erkek öğretmenlerimiz bile pembe giyecek. En azından papyon ya da kravatları pembe olmak zorunda. Ben sizi ve ekibinizi de davet ediyorum. Ama hepiniz, erkek kız fark etmez pembe giymek zorundasınız. Rengi pembe seçtik çünkü pembe benim en sevdiğim renk. Kime sorsanız da benim için en sevdiğim renge pembe der. Buradan insanlara şunları demek istiyorum; sakın kendinize karşı güveninizi kaybetmeyin. Ne olursa olsun her zaman güçlü olun. En büyük hayalim pastane açmak. Çünkü küçüklüğümden beri annemle pasta ve hamur işi yapmayı çok seviyorum. Hayalimdeki pastane pembe olabilir, bahçesi ve çiçekleri olabilir. Pastanemde Engelsiz Yaşam Merkezi'ndeki öğretmenlerimi, sevdiklerimi, akrabalarımı, bu merkezde bana sürekli destek olan Fatma ablam ve Kübra ablamı, Beyaza hocamı ağırlamak isterim. Zor günümde yanımda olan iyi insanlar pastanemde ağırlamak istiyorum. Pastaneme ekip olarak sizleri de davet ediyorum. Hepinize teşekkür ediyorum ama en çok Memduh Büyükkılıç Başkanıma teşekkür ediyorum. Onun sayesinde Engelsiz Yaşam Merkezi açıldı ve ben buradaki insanları tanıdım. Ayrıca babamın tedavi sırasında yanımda olmasını sağlayan iş yerindeki müdürlerine ve çalışma arkadaşlarına da çok teşekkür ediyorum. Pasta yemek isteyen herkesi evimize bekliyorum.”
‘YAŞADIĞIM ZORLUKLARI YAZIYORUM’
İşleyen, “Ben bir kitap yazıyorum. Bu kitapta kendi hayatımdan bahsediyorum. Resimlerini kendim çizmeye çalışıyorum. Hayatımdan hatırladığım kadarıyla çoğu şeyi yazmaya çalışıyorum. Bu süreçte bu kitabı yazmaya karar verdim. Yaşadığım zorlukları, hayatımı yazmak istiyorum” diye konuştu.
‘TEDAVİSİ YÜZDE 60 OLUMLU SONUÇ VERDİ’
Besime Özderici Engelsiz Yaşam Merkezi’nde özel eğitim öğretmeni olarak görev yapan Beyza Ufak ise “Zeynep Ebrar öğrencimiz ile kuruma geldiğinden beri beraber çalışıyoruz. Bu hastalıkla 8 aydır mücadele ediyoruz. Zeynep Ebrar’ın hastane sürecinde ışın tedavisi alırken kısa bir mola verdik. Daha sonrasında burada bireysel eğitimimize kaldığımız yerden devam ettik. Zeynep Ebrar, bize elini 1 uzattıysa biz ona 10 uzatmaya çalıştık. Sürecimiz şu anda çok daha olumlu devam ediyor. Tedavisi yüzde 60 olumlu sonuç verdi. Bizler de bu yüzden çok mutluyuz. Her zaman onun yanında olmaya çalışıyoruz. Biz burada 4 yıl önce akademik olarak derse başlamıştık. Daha sonra sosyal olarak Zeynep Ebrar ile piyona dersleri yaptık. Sadece akademik olarak devam etmedik. Tüm alanlara tüm gelişim süreçlerine destek vermeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘İNCE DETAYLARA SAHİP KÜÇÜK BİR HANIMEFENDİ’
Bütüncül bir eğitim yaparak süreci devam ettirdiklerini de anlatan Ufak, “Ebrar ile biraz daha farklı bir süreç ilerledi. Onun hala yanında olmaya devam ediyoruz. Bu olumlu sonucundan kaynaklı da çok mutluyum. Zeynep, sadece mutlu, neşeli, güler yüzlü bir öğrenci de değildi. Çok merhametli, akademik olarak yapabileceğinin hep en üstüne çıkmaya çalıştı. Bir noktada hiç ‘Ben tamamım’ demedi. ‘Burada ne yapabiliriz? Senin doğum günün var. Onun doğum günü var. Onunla ne yapabiliriz. Buna pasta yapalım. Hediye yapayım. Küçük bir şeyler yapayım’ der. O kadar sevecen, mutlu biri. Her şeyi en küçük detaylarıyla düşünüp, sanki gerçekten bir yetişkinmiş gibi ince detaylara sahip ama küçük hanımefendi” dedi. (DHA)