AYM Başkanı Özkaya: Mahkememiz 'aynı fiil' unsurunun belirlenmesinde oldukça hassas
AYM Başkanı Özkaya: Mahkememiz 'aynı fiil' unsurunun belirlenmesinde oldukça hassas
Haber Giriş Tarihi: 27.04.2026 14:52
Haber Güncellenme Tarihi: 27.04.2026 14:52
dha:
DHA
istanbulnews.com.tr
Eda KOÇ-Canberk ÖZTÜRK/ANKARA, (DHA)- ANAYASA Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, "Mahkemenin çeşitli kararlarında vurguladığı üzere, aynı fiilin farklı hukuk disiplinleri kapsamında değerlendirilmesi ve farklı hukuki yararları korumaya yönelik yaptırımlara konu edilmesi mümkündür. Bu durumda, birden fazla yaptırım uygulanması her zaman ilkenin ihlali sonucunu doğurmaz. Ancak mahkememiz, bu esnek yaklaşımına rağmen, özellikle ‘aynı fiil’ unsurunun belirlenmesinde oldukça hassas bir inceleme yapmaktadır" dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin 64’üncü kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen ‘Ne Bis İn İdem İlkesinin Farklı Yargı Alanlarındaki Etkisi’ sempozyumu, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nda gerçekleştirildi. Sempozyuma, AYM Başkanı Kadir Özkaya’nın yanı sıra, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, yüksek mahkeme üyeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Yargıcı Saadet Yüksel, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin ve hukukçular katıldı.
AYM Başkanı Özkaya, Anayasa Mahkemesi'nin, 1961 Anayasası ile kurulan ve Türk anayasal düzeninde ilk kez kurumsallaşan anayasa yargısının en somut tezahürü olduğunu vurgulayarak, "Bu yönüyle mahkeme, yalnızca yeni bir yargı organının ihdas edilmesini değil; aynı zamanda anayasanın üstünlüğü ilkesinin yargısal güvence altına alınmasını da ifade etmektedir. Bu da Türk Anayasa Mahkemesi’nin hukuk devleti ilkesinin Türkiye’deki en güçlü güvencelerinden biri olduğunu göstermektedir. Mahkememiz görev ve sorumluluklarını bu bilinç ışığında yerine getirmektedir. Bu şekilde de devam edecektir. Kuruluşundan itibaren mahkememiz, norm denetimi yoluyla yasama organının işlemlerini anayasal sınırlar içinde tutan ve hukuk devletinin temel gereklerini hayata geçiren bir fonksiyon üstlenmiştir. 1982 Anayasası ile birlikte yetkileri yeniden şekillenen Anayasa Mahkemesi, anayasal sistem içindeki merkezi konumunu korumuş ve geliştirmiştir. Özellikle 2010 anayasa değişikliği ile kabul edilen bireysel başvuru mekanizması ise Anayasa Mahkemesi’nin tarihsel gelişiminde en önemli noktalardan birini teşkil etmiştir. Bugün gelinen noktada Anayasa Mahkemesi, 64 yıllık birikimiyle yalnızca Türk hukuk sisteminin değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukukuyla etkileşim içinde gelişen çok katmanlı bir hak koruma mekanizmasının da önemli bir aktörü olarak faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürmektedir" diye konuştu.
‘AYNI FİİLE İLİŞKİN BİRDEN FAZLA YAPTIRIM HER ZAMAN İHLAL ANLAMINA GELMEZ’
Bu yıl kuruluş yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen sempozyumda, ‘Ne Bis In Idem İlkesinin Farklı Yargı Alanlarındaki Etkisi’ başlığı altında, güncel ve tartışmalı bir anayasal meseleye odaklanmayı tercih ettiklerini ifade eden Özkaya, “Bugün ele alacağımız ‘ne bis in idem’ ilkesi, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının en dikkat çekici gelişim alanlarından birini oluşturmaktadır. Her ne kadar bu ilke 1982 Anayasası’nda açıkça düzenlenmemiş olsa da Anayasa Mahkemesi onu hukuk devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmektedir. Mahkememiz, bireysel başvuru kararlarında 'ne bis in idem' ilkesini, yalnızca ceza hukukuna özgü teknik bir kural olarak değil; bireyin hukuki güvenliğini ve yargılamaların nihailiğini koruyan anayasal bir güvence olarak ele almaktadır. Bu bağlamda özellikle Ünal Gökpınar kararı, Anayasa Mahkemesi’nin konuya yaklaşımını ortaya koyan temel bir içtihattır. Bu kararda mahkeme, aynı fiil nedeniyle hem idari yaptırım hem de ceza yaptırımı uygulanmasını incelemiş; söz konusu süreçlerin ‘amaç, zaman ve hukuki yarar bakımından bir bütün oluşturup oluşturmadığını’ değerlendirmiştir. Mahkeme, bu değerlendirme sonucunda önemli bir ilkesel çerçeve ortaya koymuştur; aynı fiile ilişkin birden fazla yaptırımın varlığı tek başına ihlal anlamına gelmez. Esas olan, bu yaptırımların aynı hukuki yararı koruyup korumadığı ve birbirleriyle yeterli bağlantı içinde olup olmadığıdır” dedi.
'MAHKEMEMİZ HASSAS BİR İNCELEME YAPMAKTADIR'
Bu yaklaşımın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin geliştirdiği ‘yeterince sıkı bağlantı’ kriterinin Anayasa Mahkemesi içtihadına yansıması bakımından son derece önemli olduğunu söyleyen Özkaya, şöyle dedi:
"Nitekim mahkememiz, norm denetimi alanında verdiği E.2019/4, K.2021/78 sayılı kararında da aynı yaklaşımı benimsemiş ve vergi hukukuna ilişkin yaptırım sistemini bu kriterler çerçevesinde incelemiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, 'ne bis in idem' ilkesinin mutlak bir ilke olmadığını da açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemenin çeşitli kararlarında vurguladığı üzere, aynı fiilin farklı hukuk disiplinleri kapsamında değerlendirilmesi ve farklı hukuki yararları korumaya yönelik yaptırımlara konu edilmesi mümkündür. Bu durumda, birden fazla yaptırım uygulanması her zaman ilkenin ihlali sonucunu doğurmaz. Ancak mahkememiz, bu esnek yaklaşımına rağmen, özellikle ‘aynı fiil’ unsurunun belirlenmesinde oldukça hassas bir inceleme yapmaktadır. Amaç, zaman ve mekan bakımından birbirine sıkı şekilde bağlı olan eylemlerin tek fiil olarak kabul edilmesi gerektiği yönündeki içtihat, bu hassasiyetin önemli bir göstergesidir. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesi, 'ne bis in idem' ilkesini yalnızca bireysel başvurular bağlamında uygulayan bir yargı organı değil; aynı zamanda bu ilkenin sınırlarını ve istisnalarını belirleyen kurucu bir içtihat otoritesi haline gelmiştir. Günümüzde özellikle vergi hukuku, idari yaptırımlar ve ceza hukuku arasındaki kesişim alanlarında ortaya çıkan sorunlar, bu ilkenin uygulanmasını daha da karmaşık hale getirmektedir. Bu karmaşıklık karşısında Anayasa Mahkemesinin geliştirdiği içtihatlar, yalnızca ulusal hukuk bakımından değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukuku ile uyumun sağlanması açısından da belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede 'ne bis in idem' ilkesi, artık yalnızca bir ‘yasak’ değil; aynı zamanda hukuk sistemleri arasında denge kuran, farklı yaptırım rejimlerini uyumlaştıran ve bireyin korunmasını merkeze alan anayasal bir denge mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır.” (DHA)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
AYM Başkanı Özkaya: Mahkememiz 'aynı fiil' unsurunun belirlenmesinde oldukça hassas
Eda KOÇ-Canberk ÖZTÜRK/ANKARA, (DHA)- ANAYASA Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, "Mahkemenin çeşitli kararlarında vurguladığı üzere, aynı fiilin farklı hukuk disiplinleri kapsamında değerlendirilmesi ve farklı hukuki yararları korumaya yönelik yaptırımlara konu edilmesi mümkündür. Bu durumda, birden fazla yaptırım uygulanması her zaman ilkenin ihlali sonucunu doğurmaz. Ancak mahkememiz, bu esnek yaklaşımına rağmen, özellikle ‘aynı fiil’ unsurunun belirlenmesinde oldukça hassas bir inceleme yapmaktadır" dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin 64’üncü kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen ‘Ne Bis İn İdem İlkesinin Farklı Yargı Alanlarındaki Etkisi’ sempozyumu, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nda gerçekleştirildi. Sempozyuma, AYM Başkanı Kadir Özkaya’nın yanı sıra, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, yüksek mahkeme üyeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Yargıcı Saadet Yüksel, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin ve hukukçular katıldı.
AYM Başkanı Özkaya, Anayasa Mahkemesi'nin, 1961 Anayasası ile kurulan ve Türk anayasal düzeninde ilk kez kurumsallaşan anayasa yargısının en somut tezahürü olduğunu vurgulayarak, "Bu yönüyle mahkeme, yalnızca yeni bir yargı organının ihdas edilmesini değil; aynı zamanda anayasanın üstünlüğü ilkesinin yargısal güvence altına alınmasını da ifade etmektedir. Bu da Türk Anayasa Mahkemesi’nin hukuk devleti ilkesinin Türkiye’deki en güçlü güvencelerinden biri olduğunu göstermektedir. Mahkememiz görev ve sorumluluklarını bu bilinç ışığında yerine getirmektedir. Bu şekilde de devam edecektir. Kuruluşundan itibaren mahkememiz, norm denetimi yoluyla yasama organının işlemlerini anayasal sınırlar içinde tutan ve hukuk devletinin temel gereklerini hayata geçiren bir fonksiyon üstlenmiştir. 1982 Anayasası ile birlikte yetkileri yeniden şekillenen Anayasa Mahkemesi, anayasal sistem içindeki merkezi konumunu korumuş ve geliştirmiştir. Özellikle 2010 anayasa değişikliği ile kabul edilen bireysel başvuru mekanizması ise Anayasa Mahkemesi’nin tarihsel gelişiminde en önemli noktalardan birini teşkil etmiştir. Bugün gelinen noktada Anayasa Mahkemesi, 64 yıllık birikimiyle yalnızca Türk hukuk sisteminin değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukukuyla etkileşim içinde gelişen çok katmanlı bir hak koruma mekanizmasının da önemli bir aktörü olarak faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürmektedir" diye konuştu.
‘AYNI FİİLE İLİŞKİN BİRDEN FAZLA YAPTIRIM HER ZAMAN İHLAL ANLAMINA GELMEZ’
Bu yıl kuruluş yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen sempozyumda, ‘Ne Bis In Idem İlkesinin Farklı Yargı Alanlarındaki Etkisi’ başlığı altında, güncel ve tartışmalı bir anayasal meseleye odaklanmayı tercih ettiklerini ifade eden Özkaya, “Bugün ele alacağımız ‘ne bis in idem’ ilkesi, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının en dikkat çekici gelişim alanlarından birini oluşturmaktadır. Her ne kadar bu ilke 1982 Anayasası’nda açıkça düzenlenmemiş olsa da Anayasa Mahkemesi onu hukuk devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmektedir. Mahkememiz, bireysel başvuru kararlarında 'ne bis in idem' ilkesini, yalnızca ceza hukukuna özgü teknik bir kural olarak değil; bireyin hukuki güvenliğini ve yargılamaların nihailiğini koruyan anayasal bir güvence olarak ele almaktadır. Bu bağlamda özellikle Ünal Gökpınar kararı, Anayasa Mahkemesi’nin konuya yaklaşımını ortaya koyan temel bir içtihattır. Bu kararda mahkeme, aynı fiil nedeniyle hem idari yaptırım hem de ceza yaptırımı uygulanmasını incelemiş; söz konusu süreçlerin ‘amaç, zaman ve hukuki yarar bakımından bir bütün oluşturup oluşturmadığını’ değerlendirmiştir. Mahkeme, bu değerlendirme sonucunda önemli bir ilkesel çerçeve ortaya koymuştur; aynı fiile ilişkin birden fazla yaptırımın varlığı tek başına ihlal anlamına gelmez. Esas olan, bu yaptırımların aynı hukuki yararı koruyup korumadığı ve birbirleriyle yeterli bağlantı içinde olup olmadığıdır” dedi.
'MAHKEMEMİZ HASSAS BİR İNCELEME YAPMAKTADIR'
Bu yaklaşımın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin geliştirdiği ‘yeterince sıkı bağlantı’ kriterinin Anayasa Mahkemesi içtihadına yansıması bakımından son derece önemli olduğunu söyleyen Özkaya, şöyle dedi:
"Nitekim mahkememiz, norm denetimi alanında verdiği E.2019/4, K.2021/78 sayılı kararında da aynı yaklaşımı benimsemiş ve vergi hukukuna ilişkin yaptırım sistemini bu kriterler çerçevesinde incelemiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, 'ne bis in idem' ilkesinin mutlak bir ilke olmadığını da açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemenin çeşitli kararlarında vurguladığı üzere, aynı fiilin farklı hukuk disiplinleri kapsamında değerlendirilmesi ve farklı hukuki yararları korumaya yönelik yaptırımlara konu edilmesi mümkündür. Bu durumda, birden fazla yaptırım uygulanması her zaman ilkenin ihlali sonucunu doğurmaz. Ancak mahkememiz, bu esnek yaklaşımına rağmen, özellikle ‘aynı fiil’ unsurunun belirlenmesinde oldukça hassas bir inceleme yapmaktadır. Amaç, zaman ve mekan bakımından birbirine sıkı şekilde bağlı olan eylemlerin tek fiil olarak kabul edilmesi gerektiği yönündeki içtihat, bu hassasiyetin önemli bir göstergesidir. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesi, 'ne bis in idem' ilkesini yalnızca bireysel başvurular bağlamında uygulayan bir yargı organı değil; aynı zamanda bu ilkenin sınırlarını ve istisnalarını belirleyen kurucu bir içtihat otoritesi haline gelmiştir. Günümüzde özellikle vergi hukuku, idari yaptırımlar ve ceza hukuku arasındaki kesişim alanlarında ortaya çıkan sorunlar, bu ilkenin uygulanmasını daha da karmaşık hale getirmektedir. Bu karmaşıklık karşısında Anayasa Mahkemesinin geliştirdiği içtihatlar, yalnızca ulusal hukuk bakımından değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukuku ile uyumun sağlanması açısından da belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede 'ne bis in idem' ilkesi, artık yalnızca bir ‘yasak’ değil; aynı zamanda hukuk sistemleri arasında denge kuran, farklı yaptırım rejimlerini uyumlaştıran ve bireyin korunmasını merkeze alan anayasal bir denge mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır.” (DHA)
En Çok Okunan Haberler